Avukatlık Stajında Huzur

Avukatlık Stajında Huzur

Avukatlık Stajında Huzur

Merhabalar,

Bu yazımda sizlere kendimden yola çıkarak keşfettiğim; okuyan/ yeni mezunlar için akıllardaki soru işaretlerini bir nebze olsun giderecek şeylerden bahsedeceğim.

Konfüçyüs’e selam olsun “Sevdiğiniz işi yaparsanız, bir gün bile çalışmış sayılmazsınız.” a farklı bir bakış açısı getireceğim.

… Lise hayatı boyunca kaliteli bir eğitim ve sosyal yaşam düşlemiş bireylerin, büyük umutlarla kazandığı üniversite sonrası mezun hayatı oldukça zorludur. İstanbul bazlı ele alacağım, siz kendinize uyarlayın şayet yazıda kendinizi bulursanız ne âlâ!

Mezuniyet sonrası koştur koştur bakılan İstanbul Barosu sitesi, staj için gerekli evraklar, oluşturulan listeler, aranan avukatlık ve danışmanlık büroları, büronun eve yakın olması umudu ama büro dışında geçirilen zamanlar…
Evim Maltepe’de, Kartal’da bir büroya girer çalışırım, “nasılsa ilk ALTI AY ADLİYE STAJI var” diye başlanan ama Kartal’dan Büyükçekmece’ye uzanan bir direniş öyküsü…
Bir umuttur yaşamak…
Bolu’da yaşayan ailenin yanına ısrarla dönmemek…
“Deniz olmadan yaşayamam”  hayat görüşü ve deniz göremeden İstanbul’da geçirilen ölü zamanlar…

Bir arkadaşım ”bu mesleği öğrenmek için başladığın hiçbir anda geç kalmış sayılmazsın.” demişti. Haklı.

Okurken cep harçlığı ne kadar çok, o kadar iyi mantığıyla çeşitli hukuk bürolarında çalıştım. İstanbul Barosu Bilgi Havuzuna bıraktığım bilgilerden bana ulaşan avukat “senden önceki çocuk da jeoloji mühendisiydi, yaparsın.” dediğinde yüzüne boş boş bakmıştım. Emek sömürüsünü, malumu ilam etmiş meğer. Öğrenci olduğumu bilerek beni bürosunda çalıştıran yine aynı avukat hanım “ara tatilde eve mi gideceksin ama buradaki işlerimiz yarım kalacak” diyerek şahsına yakışır, mesleğinin yüz karası bir tavırla lütfederek cüzi miktarla iki ay daha çalıştırmaya kalkmıştı.

Bu yaşına kadar aldığı her sorumluluğun üstesinden gelmiş hukukçular için bir işi yarıda bırakmak düşüncesi her ne kadar kötü hissettirse de alınan hukuk misyonu da haksızlığa dur diyebilmeyi yaşam okulunda çok güzel öğretiyor.

İnancı kaybetmemek ve hayallere ket vurmamak lazım.

-Ben ticaret ve iş davaları yoğunluklu bir büroda çalışmak istiyorum…

Emin ol senin gibi milyonlarca insan bunu istiyor. Bu açıdan bakınca mesleki hormonların sağlıklı çalışıyor diyebiliriz. Herkesle aynı düşünüyor olmak yanlış yolda olduğun anlamına gelmez hiçbir zaman.

-Ben X Bankası Genel Müdürlüğünde işe başlasam süper olur. Boşanma dışında her türlü dava oluyormuş… muş?

Hayallerinin işi olan plaza avukatlığı da sana gökten zembille inmeyecek.
Okurken peşini kovalayan, öğrenciyken beş kuruş para almadan gidip gelen gençler; insanlara verdikleri güven, çaba ve gayretleriyle çoktan o kumlara havlularını attılar…

-Sınav kovalayacaksın, devlete kapağı atacaksın. Ay 15 dedi mi maaş, yıllık iznin, resmi tatilin belli …

Önce kendini sorgula, önce kendin uygula. Devlet kadrolarında her sene 3. ve 4. Sınıflara yönelik yüzlerce staj imkanı oluyor. Araştır, bul, not al. Daha önceki yazımda sosyal medyada boş geçirilen zamanlardan bahsetmiştim. Her sosyal medya hesabından bir devlet kurumunu takibe alsan, inan peş peşe ne fırsatlar kaçırdığına şaşırırsın. Orada çalışanlarla bire bir iletişime geçip fikir sahibi olmak her alanda iyidir.

-İngilizce öğrenmedik zamanında, millet şimdi üç dille ne paralar kırıyor. Bak Ruşen amcanın oğlu Sedat’a… Geçen sene Çinceye başladı avukatı “Biz Çinlilerle çok iş yapıyoruz, seni Pekin Barosu’na da kaydettirelim” demiş. Altı ayda bir Çin’de, her fırsatta geziyor abi adam.

Senin hayallerin Çin’de çalışmak mı? Çin’de çalışmak istiyorsun da bunun için hangi adımları attın? Çin’e dair neler biliyorsun, hukuk sistemlerini kıyasladın mı? Belki de sadece Çince öğrenmek için atacağın küçük bir adım, seni üniversitede öğretim görevlisi olmaktan tut, Çin Halk Cumhuriyeti Büyükelçiliklerinden birine, dostluk dernekleri, vakıfları, ilgili etkinliklerin aranan kişisi olmaya yönlendirecek. Bilemezsin.

-Akademisyenlik. En güzeli temiz. Öğrenci gibisin değilsin de.

Dışarıdan bu kadar basit görünse de işin aslı öyle değil. Fedakarlıklar yaparak yazılması gereken araştırmalar, okunması gereken kitaplar, uzmanlık alanını ilgilendiren seminerler… Uzaktan bakınca derse girmeyen ama sınavlarda gözetmenlik yapan pek çok kişiyi hafife alıp “aman akademisyenlikte ne var iki kağıt okumak bu kadar zor mu” demek sadece oturduğun yerden kolay. Doçentliğe hak kazandığı halde senelerce doçentlik kadrosu açılmadan mesleğine devam eden yüzlerce insan var.

Velhasıl pasta büyük ama eşit değil, deniz derin ama yüzme bilmek yetmiyor, ekmek aslanın midesinde çoktan öğütülmeye başlandı.

Hayat gelecek değil,

Hayat kusursuzluk abidesi içerisinde bir bütün değil.

Hayat şu an, şimdi.

Hayat altın oran değil

“ekstrem ve önemli oran”larda bölünmeyecek hiçbir zaman.

Bir yerden başlamış olmak da kararsız tutumlarda neyi istemediğini keşfetmene yardımcı olacaktır. Bu yolda başarısızlığı da “benim” diyerek sahiplenebilmek, yüce gönüllülüktür.

Yüce gönüllü tavırlarınızı doyasıya tebrik edebilmek dileğiyle…

Bu gönderiyi paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir