Sözcükler mi Resimler mi?

Sözcükler mi Resimler mi?

Sözcükler mi Resimler mi?

Geçen gün “Words and Pictures (Sözcükler ve Resimler)” filmini izledim belki izleyenleriniz olmuştur. Filmi izlerken kendimi bir sürü soruya cevap bulmaya çalışırken buldum. Kısaca anlatmak gerekirse (merak etmeyin sonunu söylemeyeceğim J); biri edebiyat diğeri resim olmak üzere iki öğretmenin kendi alanları arasındaki rekabeti çok güzel anlatan bir film. Aralarındaki tartışmanın ana sorusu, iletişimde sözcükler mi yoksa resimler mi daha güçlü? Yani kendimizi ifade ederken en çok hangisi daha etkili oluyor?

İlk bakışta sözcüklerin daha güçlü olduğu geliyor akla ama sonra biraz daha düşününce, sözcükleri zihnimizde betimlerken resimlerden faydalanmıyor muyuz? İmgeleme kavramını bilenler vardır. İmgeleme, “bir şeyin imgesini zihinde canlandırma eylemi, tahayyül etmek” olarak tanımlanmaktadır. Zihinde canlandırma da diyebiliriz belki …Yani her sözcüğün zihnimizde canlanan bir resmi var (buna aynı zamanda beyinde kategorik düşünme de denebiliyor) ve bu canlandırmaya göre kendimizce yorumluyoruz. Tabii bu süreç zihnimizde o kadar hızlı gerçekleşiyor ki o sırada bir resim düşündüğümüzü bile fark edemiyoruz.

Sözcükler bizim yarattığımız bir şey değil mi?

“İyi de Ela sözcükler olmasa sen bu yazıyı nasıl yazacaktın, insanın kendini ifade etmesi için sözcükler olmazsa olmaz” dediğinizi duyar gibiyim. Çok haklısınız bence de sözcükler olmazsa olmaz tabii, ama sözcükler bizim yarattığımız birşey değil mi sizce? İlk insanları düşünün, yerleşik hayata geçtiklerinde birbirleriyle iletişimi mağara içlerinde çizdikleri resimler ile kuruyorlarmış. Sonrasında hız ön plana çıkınca ve ortak bir anlam yaratabilmek için sözcükler yani yazı bulunmuş ve tabii ilerleme ciddi oranda hızlanmış. İnsanlar yazıp okuyabildikçe bilgi birikimi artmış, eğitim ilerlemiş v.s.

Peki düşünme/muakeme gücü nasıl gelişmiş sizce? İnsanlar daha yazıyı bulmadan önce özellikle Helenistik dönemde taş yontarak heykeller (şekiller) yaratarak kendilerini ifade etmişler. Bu yontma işinin insanların düşünme yeteneğini geliştiren çok önemli bir faktör olduğu kanaatindeyim (tabii bunu bir tek ben değil bilim insanları da söylüyor, bknz.Sapiens veya İnsanlık Tarihi kitapları). İnsanlar zihinlerindeki resimleri şekle dönüştürürken farklı açılardan düşünmeyi geliştirerek çevresindekileri (insanları, olayları gibi) anlamayı öğrenmişler yani bizim şu an kullandığımız “bakış açısı” kavramını öğrenmişler.

Sözcüklerin anlamı herkes için aynı mı ?

Hadi size bir soru daha, sözcüklerin anlamı herkes için aynı mı ki? Bence hayır değil. Herkes kendine göre bir anlam yüklüyor sözcüklere, konuşmalara ve ifadelere. O yüzden değil mi birbirimizi bir türlü tam anlayamamamız, çatışmalara girmemiz hatta tartışmalar yaşamamız. Demek ki insan yapımı sözcükler aramızdaki iletişimi sağlıklı şekilde yürütmemiz için o kadar da yeterli olamıyor.

O zaman ne yapalım? Ben daha fazla resim kullanarak iletişime girmeden yanayım yani daha fazla düşünelim, kelimlerin, ifadelerin zihnimizde ne tür resimler veya görselleri tetiklediğine dikkat edelim, belki o görsellerin anlamına göre algımızı, bakış açımızı ve nihayetinde düşünce şeklimizi değiştirmek için uğraşır birbirimizi daha iyi anlamaya başlarız. Esasında şu otomatiğe bağlanmış hayatlarımızı biraz daha detaylandıralım derim…Biraz daha özen biraz daha anlayış ve sağduyu… O zaman daha iyi hissetmezmiyiz sizce?

Ne dersiniz, sözcükler mi resimler mi?

Zihnimizde güzel resimler, dilimizde güzel sözlerle iletişim kurmak ümidiyle  🙂

Bu gönderiyi paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir